|
AİDATLARINIZ ve BAĞIŞLARINIZ İÇİN1-Posta Çeki Milletlerarası Kukla ve Gölge Oyunu Birliği Türkiye Milli Merkezi Hesap No:1914119
2-T.C Ziraat Bankası Bulvar şubesi Hesap No:34537771-5002
|
|
YAZILAR »»
KARAGÖZ'ÜN DÜNYA GÖLGE TİYATROLARINA ETKİSİ (*)
Mevlüt ÖZHAN
Geçmişten günümüze kültürler birbirleriyle etkileşim içerisinde olmuşlardır. Bir ulusun kültürünün bir başka ulusun kültürünü etkilemesi kültürel öğenin güçlülüğünün yanı sıra, sahip olduğu ulusun da ekonomik ve siyasi yönden güçlü olmasıyla bağlantılıdır.
Gölge tiyatrosunun uzak doğu kaynaklı olduğu konusunda bütün araştırmacıların birleştiği bir gerçek. Ancak yayılışı konusunda değişik görüşler bulunmaktadır. Burada yayılışı konusundaki görüşlere girmeden yayılışı sırasındaki etkileşim üzerinde durmak istiyorum. Gölge Oyunu, Uzak Doğu’dan, Asya., Afrika ve Avrupa’ya doğru yayılım gösterirken her ulaştığı ülkede, o ülkenin kültürel değerleriyle, sanat anlayışıyla etkileşim içerisinde olmuş, değişimlere uğramıştır. Yani hiçbir ülkede Hindistan, Endonezya ve Bali adalarında oynatıldığı teknikle ve amaçla oynatılmamıştır. Bu ülkelerde inanç boyutu ön planda iken, sanatçı, tanrı ile insanlar arasında bir elçi, sözcü olarak görülürken diğer ülkelerde eğlence ve eğitim amacı ön planda tutulan, teknik değişiklikler yapılan, estetik yönü ağır basan bir sanat türüne dönüşmüştür.
Gölge Oyunu Anadolu’ya geldikten sonra çok büyük değişikliklere uğrayarak yeni bir sanat türü şekline dönüştürülmüştür. Türk sanatçılarının yaptıkları yenilikler ve değişiklikler Gölge oyununun Karagöz adıyla günümüze kadar ulaşmasını sağlamıştır.
Gölge oyununun Türkler tarafından Orta Asya da bilindiğini, oraya da Çin’den geçtiğini, Selçuklular döneminden itibaren Anadolu da oynatıldığını savunan görüşün yanı sıra, Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi sırasında Mısırda gölge oyunu oynatan sanatçıları görüp beğenerek İstanbul’a getirmesiyle Gölge oyununun Türkiye’ye geldiği görüşü ileri sürülmektedir. Bunların dışında başka görüşler bulunsa da pek gerçekçi değildir.
Gölge oyunu 17. yüzyıldan önce Türklerde Kol Korçak, Çadır Hayal, Hayali-Zıl ve Zıllı Hayal adıyla oynatılıyordu. Kukla’nın da aynı isimle anılması gölge oyunu ve kukla konusunda karışıklıklara neden olmuştur. Her iki sanatın perdede oynatılması, karanlık bir ortamda oynatılması aynı sanat olarak görülmesine ve isimlendirilmesine neden olmuştur. 17. yy. başlarında kukla ve gölge oyununun değişik teknikler kullanılarak oynatılan ayrı sanatlar olduğu kanısına varılınca Gölge oyununa Karagöz, kuklaya da kukla adı verilmiştir. Gölge oyununa Karagöz adı verilmesiyle ilgili şu görüşler ileri sürülmektedir:
Birincisi; oyunun baş kişisi olan Karagöz’ün göz renginden, kalın ve siyah kaşlarından olabileceği gibi olayları ayrıntılı düşünmeden, başına gelecekleri hesap etmeden olayların içine girmesinden kaynaklanabilir. Bir diğer görüş Karagöz adının Karakuş’tan alındığı şeklindedir. Karakuş; Selehattin Eyyubi’nin subaylarından ve devlet adamlarından Bahattin Karakuş’tur. Cesur ve sert kişi olan Karakuş oyunda cahil, bön, kaba, ters bir kişi olarak canlandırılmıştır. Diğer bir görüş ise Karagöz’ün Orhaneli ilçesinde yaşayan Karakeçili Aşiretinden Oğuz adında biri olduğu, Oğuz’un esmer olduğu için “Kara” adıyla çağırıldığı, Karaoğuz adının daha sonra Karagöz’e dönüştüğü, Karagöz’le arkadaşı Hacı Ahvat’ın aralarında yaptıkları şakaların ve oyunların daha sonra Şeyh Kuşteri adlı birisi tarafından Karagöz adıyla oynatıldığı şeklindedir.
Gölge oyunu Türkler tarafından oynatılmaya başlandıktan sonra sanatsal yönden büyük değişikliklere ve gelişmelere uğramıştır. Oyun yapısı belli bir biçime oturtulmuş, Giriş, Muhavere, Oyun ve Bitiş bölümleri şeklinde kalıplaşmıştır. Giriş bölümünde oyunun kahramanlarından Hacivat’ın semai ve gazel okuyarak gelip Karagöz’ü perdeye çağırması, Karagöz’ün çeşitli bahaneler ileri sürerek gelmek istemeyişi, ardından da gelmesi ve Hacivat’la kavga etmeleri işlenir. Muhavere (söyleşi) bölümünde Karagöz ve Hacivat karşılıklı konuşarak söz ve zihin oyunlarının en güzel örneklerini sunarlar. Oyun bölümünde, oyunun asıl tema’sı işlenir. Bu bölümde toplumun değişik kesimlerinden gelen tipler ve geldikleri toplumun müziği, edebiyatı, giyimi, dili, örf ve adetleri yansıtılır. Bitiş bölümünde oyun sırasında herhangi bir hata yapılmışsa özür dilenerek çengi oynatılır. Oyundaki tipler çoğaltılmış, Osmanlı devleti içinde yaşayan değişik toplulukların temsilcileri kendi özellikleriyle perdeye çıkartılmışlardır. Bu toplumların örf ve adetleri, edebiyatı, konuşma biçimi, davranışı, müziği, dansları, giyim kuşamı ayrıntılarıyla verilmiştir. Tasvirler deri işleme sanatı kullanarak parlak, renkli şekilde işlenmiş ve bir sanat harikası yaratılmıştır. Tasvirlerin parlak ve renkli olması perdede canlı görülmelerini sağlaşmıştır. Buna benzer daha pek çok değişiklerle Gölge sanatı, Karagöz adıyla Türklere özgü bir sanat haline dönüşmüştür. 17. yüzyıldan itibaren sanatsal anlamda gelişerek günümüze kadar gelen ve Türklerin en sevilen beğenilen Gölge Tiyatrosu olan Karagöz yalnız Türkler tarafından oynatılmakla ve izlenmekle kalmamış Osmanlı İmparatorluğu içerisindeki diğer topluluklar tarafından da oynatılmış ve izlenmiştir. Karagöz, Anadolu dışında Balkanlar, Ortadoğu ve Arap yarımadası ile Kuzey Afrika’ya da yayılmıştır. Bu yayılma siyasal, toplumsal taşlamalar ve açık-saçıklık gibi nitelikleriyle ön plâna çıkmıştır.
Karagöz’ün siyasal yönü Osmanlı İmparatorluğu içinde bulunan değişik milliyetler tarafından bir direnme ve savaş aracı olarak ve ulusal bilinci uyarmak için kullanılmıştır. Karagöz’ün etkilediği ülkeleri ve etkilerini şöyle değerlendirebiliriz. 1520 yılında Yavuz Sultan Selim’in Mısır Sefer’i sırasında gördüğü Gölge oyunu sanatçılarını beğenip İstanbul’a getirmesiyle gölge oyununun Türkiye’ye geldiğini belirtmiştik. Bu görüşe göre yine gölge oyunu Türkler tarafından yeni haliyle tekrar Mısır’a götürülmüştür. Yeni gölge oyununu Kahire’ye Hasan El Kaşkaş adlı sanatçının tanıttığı ileri sürülmektedir (AND, Gel. Türk. Tiy., 358). El Kaşkaş; Mısır gölge oyunu tasvirlerinde ve oynatış tekniğinde Türklerin tasvirlerini örnek alarak değişiklikler yapmış, Türkiye’den Suriye’ye getirilmiş tasvirleri örnek almıştır. Bir çok yabancı araştırmacı ve gözlemci Mısır’da gölge oyununun Karagöz adı altında Türkçe oynatıldığını belirtmektedir. Mısır gölge oyunu tasvirlerinin saydam ve renkli olması, boylarının 30 ile 70 cm ve arasında olması, oynatım sırasında yardak ve ekibinin olması oyun konularının benzerliği Türk Karagöz’ünün Mısır gölge oyunun üzerindeki etkilerini göstermektedir.
Türk Karagöz’ü Mısır kukla oyununu da etkiler. Mısırdaki kuklanın adı Karagözden bozma Aragoz’dur. Mısır gölge oyunundaki kişilerin arasında “Aragoz”, Aragoz’un karısı “Bahite”, Türk askeri “Cündi” gibi tipler vardır.
Karagöz‘ ün Suriye gölge oyununa olan etkisini ise 1899-1900 yılında Beyrut ta bulunan Enno Littman’ın topladığı gölge oyunu metinlerinden öğreniyoruz. Genellikle Kudüs, Hayfa, Halep, Beyrut ve Şam’da yaygın olarak oynatılan Suriye gölge oyunu her bakımdan Türk gölge oyunu Karagözü‘ ü örnek almıştır. Oyunun baş kişileri Karagöz ve Hacivat’tır. Bazen Hacivat’ın yerini Ayvaz alır. İki baş tipin davranışları, hareketleri ve konuşmaları Karagöz ve Hacivat’a benzemektedir. Oyun bizdeki gibi Hacivat’ın öndeyişiyle başlar, her ikisi de arkadaştırlar ve karılarının dırdırlarından yakınırlar. Oyunun diğer kişileri afyon tiryakisi burnundan ilginç sesler çıkaran birisi, Aşu veya Aşku adında bir Türk, Frenk doktor, Matiz ve Aga’dır (AND, Gel. Türk. Tiy., 364). görüldüğü gibi Türk Karagözündeki tiplerin hemen aynısı Suriye gölge tiyatrosunda da bulunmaktadır.
Suriye gölge oyunu isimleri ve konuları da Karagöz’le benzerlikler taşımaktadır. Elşahaddin (Dilenciler) Karagöz’ün dilencilik yapması, El Hamam, Karagöz’le Ayvaz’ın Hamama gitmelerini ve oradaki maceralarını, El Afyunu (Afyon Tiryakisi), afyon içirilen Ayvaz’ın sızması ve Karagöz’ün onlara dayak atmasını anlatır.
Suriye gölge oyunlarında Fransız ordusuyla alay edilmesi, şeytanın Fransız üniformasıyla gösterilmesi oyunların 1843 ten itibaren yasaklanmasını getirir. Gizli gizli oynatılsa da gün geçtikçe unutulur gider.
Tunus’ta gölge oyunu son yıllara kadar özellikle Ramazan ayında yaygın olarak oynatılıyordu. Tunuslular gölge oyununun Tunus’a Türkiye’den geldiğini söylemektedirler. Tunus ve Cezayir’de gölge oyununun dünyadaki paralelliklerine işaret edilmekle birlikte, Karagöz’ün ortaya çıkışı konusundaki Sultan Orhan ve Bursa efsanesi mitolojik köken olarak benimsenmektedir. (OGUZ, Tunuseli İncelemeleri, 144) Tunus’un Karagöz’le 17. yüzyılda tanıştığı, gösterilerin 1970 yılına kadar sürdüğü değişik kaynaklarda belirtmektedir. Tunus gölge oyunundaki tiplerin çoğu Türk Karagözündeki tiplerle benzeşmektedir. Oyunun baş kişileri Karaguz (Karakoz, Karakon) Haziwas (Hagivaş, Hazivan, Hacivan) tır. Tiryaki, Kekeme, Arap, Yahudi, Freng, Çelebi, Sarhoş (veya Deli Bekir) kadınlar diğer benzeyen tiplerdir. Oyun isimleri ve konularıda Türk Karagözüyle yakınlık gösterir.
Tunus’ta 1820 yılına kadar Türkçe oynatılan Karagöz bu tarihten sonra Arap dilinde de oynatılmıştır. Siyasi eleştiri ve müstehcenlik ön plandadır. “Son karagöz ustası olarak ta Ahmed Boutouria’nın adı verilmiştir.” (OĞUZ, Tunuseli İncelemeleri, 146). Yine Tunus’ta 1930 lu yıllarda Karagöz adlı siyasi eleştiri dergisinin yayınlandığını, Bugünde sinema müzesinde birkaç parça karagöz tasviri ve göstermeliğinin sergilendiğini öğreniyoruz. (OĞUZ, Tunuseli İncelemeleri, 145)
Karagöz Osmanlılarla birlikte Yugoslavya ve Bosna Herseğe girmiştir. Önceleri Türkler arasında oynatılmış, onların eğlence aracı olarak kabul edilmiş ama zamanla yerli halkında ilgisini çekmiştir. Karagöz Bosna Hersek’te “Karacoz” olarak bilinir. Karagöz 19. yüzyılın sonlarında tasavvuf özelliğini kaybetmiş, oyunlarda açık saçıklıklık ön plana çıkmıştır. Georg Jacop bu tür bir oyunu 1904 yılında Samail Gafiyani adında usta bir sanatçıdan izlediğini belirtmiştir (HADZROSMANOVİÇ, Bosna’da Karagöz, 122) Bosna Hersek’te tanınmış son karagözcü Mehmed Hasip Ramiç’ tir. Bu sanatçının yaptığı figürler Sarayova Kent müzesinde sergilemektedir. Saraybosna’da Karagöz 1930 yılına kadar oynatılmıştır.
Makedonya’nın Osmanlılar tarafından alınmasından sonra Karagöz gösterileri Türkler arasında oynatılmaya başlanır. Daha sonra yerli halktan Karagöz sanatçıları çıkar. İlk Makedon Karagöz sanatçısı Sarafin Muvas’tır. Üsküp Valisi Mahmut Şevket 1906 yılında Türk tiyatrosu binasını inşa ettirir ve gölge oyunun halka aşılamasına ön ayak olur. Bu tarihten itibaren de Karagöz Makedon tiyatrosunda etkisini hissettirmeye başlıyor. Karagöz, Makedonya’da tiyatro sanatının gelişimine de ön ayak olmuştur.
Karagöz’ün Romanya’daki varlığı 17. yüzyılın sonunda başlar. Önce saraylarda başlayan gösteriler daha sonra kahvelerde, pazarların kuytu köşelerinde sehbalar üzerinde oynatılır. “Kahvelerin kuytu bir yerinde Karagöz perdesi kurulur, gelen sanatçılar burada gösterilerini yaparlardı. Kahvelerde Âşıklar, Meddahlar, Karagözcüler ve bazen de Hokkabazlar, Akrobatlar, Güney Tuna bölgesinden yada diğer kasabalardan gelen tuluatçılar buluşur ve seyredilirdi” (POPESCU, Eski Romen Kasabalarında…, 261).
Karagözün Romen kuklası “Papuşile” üzerinde de etkisi görülür, 19 yüzyılda bu kukla tiyatrosuna “Karagöz Perde” (Caragioz-Perde) adı verilmiştir. Romanya’da ipli karagöz oynatılmıştır. “Romen kuklalarının elemanları, Karagöz tiyatrosunun prensiplerine bağlıdır. Diyaloglarda alaycılık, üçlü konuşmalarda komiklik, adetlerle alay, aktüalitenin sansürü, şahısların komikliği görülür”.(POPESCU,Karagöz’ün Romanya‘daki Tesiri, s. 5726)Karagöz’deki telaffuz ve lehçe taklitleri, kaba şakalar Romen kuklasında da görülür.
“Doğu Akdeniz anonim kültürünün ruh ve bilgeliğinden doğan Yunan Gölge Tiyatrosu modern Yunanistan’ın günümüze uzanan en eski tiyatrosudur. ” (GUDAŞ, Karaghıozis, s. 93). ifadesi Yunanların Karagöz’ün kendi yaratıları olduğu, temelinin de Platon’un mağara teorisine kadar uzandığı görüşünü çürütmektedir. Çünkü modern Yunanistan’ın kuruluşu 19. yüzyılın ortalarından itibaren gerçekleşmeye başlamıştır. Oysa Karagöz 1800 lü yıllardan itibaren Yunanistan’da Türkçe olarak oynatılmaya başlanmıştır.”Bu tiyatro Yunanistan’da Türk formatında oynanmıştır ve Yunan gölge tiyatrosu oyuncuları tarafından 19. yüzyılın sonlarına doğru Yunan yerli halkı için eşsiz, ama geleneksel bir eğlence biçimine dönüştürülmüştür”. (GUDAŞ, Karaghıozis, s. 93). “Yunanistan’da Karagöz önceleri Türkler tarafından oynatılırken 1852 yılından itibaren Yunanlılar tarafından oynatılmaya başlanır. 1852 yılında Mani’den gelmiş zengin bir yunanlı denizci olan Yannıs Brachalis Türkçe konuşmayı öğrendiği ve Türk gölge tiyatrosu Karagöz’ün bir çok performansını seyrettiği İstanbul’da yaşadıktan sonra Atina’ya döndü ve kendi gölge tiyatrosunu kurarak gösterilere başladı.”. (GUDAŞ, Karaghıozis, s. 93). Sergilediği oyun Türk Karagöz oyunu Hamam’ın benzeri ve taklidi bir oyundur.
Yine Ali Paşan’ın konuklarını eğlendirmek için Karagöz oynatan, Ali Paşa öldükten sonrada kendi tiyatrosunu kurarak gösterilerini gezginci sürdüren lakov adlı gölge oyuncusunun da Selanik’te yaşadığı, sanatını da muhtemelen 18. yüzyılda İstanbul’dan gelen sanatçılardan öğrendiğidir.
1850’lerde Yunanistan’ın Patros, Kalamata, Nafplion ve Piraevs’da oynanan Karagöz oyunlarının içerikleri ve tarzları Türk Karagöz’ündeki gibidir. 1890’larda Dimitris Sardounis özellikle Türk ağırlıklı içeriği ortadan kaldırarak Karagöz’ü Yunan gölge tiyatrosu hâline dönüştürmüştür. Zaten Yunan Karagöz’ündeki tipler Türk Karagöz’ündeki tiplerin bir çeşit karşılıklarıydı. Örneğin Hacivat- Hacivatos, Karagöz-Karaghıozis, Frenk –Nionis aynı zamanda Çelebi’yede benzer, Bozacı Arnavut –Bozis, Baba himmet –Barba Yiorgo (Yorgi dayı), Bebe Ruhi-Cüce Morfenios (Züppe Cüce ). Yunan Karagöz’ü teknik bakımdan Türk Karagözüne benzer. Perde büyütülmüş olmasına karşın önceleri dekor olarak Perdenin sağında Hacivat’ın, solunda Karagöz’ün evi vardır, ancak sonradan Karagöz’e siyasi bir kimlik verilince Hacivat’ın evinin yerine Osmanlı paşasının evi konmuştur. Böylece Karagöz yoksul ve fakir halkı simgelerken, aynı zamanda Osmanlıya, Türk Paşasına ve zengin beylere karşıda halkın isyanını ve tepkisini dile getiren bir kimliğe bürünmüştür. Bu kimlik Karagöz’ün Yunanlıların Osmanlıya karşı verdiği bağımsızlık savaşlarında halkı direnişe teşvik eden, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilere karşı direnişte yer alan bir halk kahramanına dönüştürmüştür.
1880 yılından itibaren Yunanistan’daki Karagöz, Yeni Yunan tipleri eklenerek, milliyetçilik fikirleri işlenerek Yunan Karagözü oldu ve Balkan savaşları sırasında Türklere karşı yunan halkını örgütleme ve bilinçlendirme anlamında savaş aracı olarak kullanıldı. Aynı durum Suriye, Tunus, Cezayir gibi ülkelerde Fransızlara karşı verilen bağımsız savaşlarında görüldü. Zaten Yunanistan‘ da Karagözün canlı ve yoğun yaşatılmasının en büyük özelliği de bu siyasi ve eleştirel yapısıdır.
Oyun konuları da Türk Karagöz oyunlarıyla büyük benzerlikler göstermektedir. “Yunanlılar Türk Fasıllarını üç biçimde işlemişlerdir. Ya değiştirmeden (Salıncak’ın Kunia oluşu gibi), ya iki veya daha çok Türk oyunundan bir oyun yaparak (Kütahya ile çivi Baskını’nın Baklaim Kukia oluşu gibi )veya tek bir Türk faslından birkaç oyun çıkararak (Büyük Evlenme’den Gamos Tou Karaghiozis - Karagöz’ün Düğünü ve Ganisis Tou Koll-Kol‘ ün Doğumu’nun çıkışı gibi (AND, Gölge oyunu, 38)
Yunan Karagöz sanatçısı 68 yaşındaki Vasiloros; Harvard Üniversitesi tarafından Yunan gölge sanatçılarıyla yapılan konuşmalardaki ses kayıtlarında, sanatı 1912 den önce Selanik‘ te sürekli Karagöz oynatan bir Türk’ten öğrendiğini, 61 yaşındaki Aleksopulos’ta Furnaris (fırıncı) adlı oyununun sonunu Türkiye’de bulunduğu sırada Türklerden öğrendiğini söylüyor. (AND, Gölge oyunu, 382).
Bütün bunlara karşın Yunanlıların Karagöz‘ e kendi öz sanatları olarak sahip çıkıp dünyaya bu şekilde kabul ettirmeye çalışmaları bizim bu alanda önceki yılarda yeterince araştırma ve inceleme yapmamış olmamızdan, bu konuya sahip çıkmamamızdan kaynaklanmaktadır. Yunanlılar konuyu devlet politikası düzeyinde görüp 2004 yılında yapılan olimpiyat Oyunlarının açılış töreninde Karaghıozis göstermişlerdir. Biz ise kendi öz kültürümüz olan Karagöz’e günümüzde bile yeterince sahip çıkamıyoruz. Bırakın önemli bir uluslararası organizasyonda göstermeyi televizyonlarımızda bile göstermiyoruz. Yaşatmaya çalışan kişileri ve kuruluşları da desteklemiyoruz. Burada Atina da yayınlanan Atinaıki Na Gazetesinde çıkan yazıdaki şu cümlelerde Karagözün ne kadar Yunanlara ait olduğuna güzel bir yanıt. “Karagöz Yunan soyundan olmamakla beraber, ikinci vatanı ile o kadar sevişmiştir ki derhâl tabiiyetini istemeye hak kazanmıştır. ”(BALTACIOĞLU, Karagöz, Tekniği ve Est. 68)
Gölge oyununun Avrupa’ya ne zaman geldiği konusunda kesin bilgiler verilemiyor. Ancak XVIII. Yüzyıl ortalarında Uzak Doğu ülkelerine giden gezginler tarafından gölge tekniğinin öğrenilip Avrupa’ya getirildiği, Çin gölgeleri adıyla önce Fransa’da ardından da İngiltere’de oynatıldığı, 19. yüzyılın ortalarından itibaren önemini yitirdiği ve yüzyılın sonunda ortadan kalktığı bazı kaynaklar tarafından ifade ediliyor, Avrupa’da oynatılan gölge oyununda kullanılan figürler Türk gölge oyunu Karagöz’de olduğu gibi deriden yapılma, parlak ve renkli değildir. 19 yüzyılda Avrupa’da yaygın olan gölge oyunu bugün de Bulgaristan, Polonya, Almanya gibi bazı ülkelerde uygulanan insan görüntülerinin gölgelerinin perdeye veya beyaz düz bir yüzeye düşürülmesi şeklinde yapılan gösterilerdir. Bu gösteriler günümüzde geliştirilerek grup halinde oyuncuların yaptıkları, sanatsal yönü ağır basan gösterilere dönüşmüştür. 1999 yılında Bulgaristan’dan bir kukla grubunun yapmış olduğu gölge oyunu gösterisini beğeniyle izlemiştim. Oyunda; bir galeride sergilenen resimlerin gölgelerle anlatımı müzik eşliğinde sözsüz olarak yapılıyordu.
Karagöz’ün Avrupa gölge tiyatrosuna etkisi olmuş mu? sorusuna yanıt verebilmemiz için öncelikle Karagöz’ün Osmanlı İmparatorluğu içerisindeki durumunu ve Osmanlıların Avrupalılarla ilişkilerini göz önüne getirmemiz gerekiyor. Karagöz 17 ve 18 yüzyılda İstanbul başta olmak üzere Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Balkanlarda yaygın olarak oynatılmaktadır. İstanbul’a ve saydığımız coğrafyaya gelen Avrupalı gezginler, tüccarlar ve resmî görevliler Karagöz gösterilerini hayranlıkla ve beğeniyle izliyorlar. Yazdıkları anılarda Karagöz oyunlarıyla ilgili bilgiler veriyorlar ve Avrupa’ya tanıtıyorlar. Karagöz’ün sahneleme biçimi egzotik yapısı ve tasavvuf anlayışı Avrupalıları etkiliyor. Karagöz sanatı bu seyyahların verdiği bilgilerle Avrupa’da tanınmaya başlıyor. Türkiye’de uzun zaman kalmış, Batı etkisinde Türk tiyatrosu ve Türkiye’deki resim üzerine incelemeler yapan Adolphe Talasso ile Frederic Gariula adındaki arkadaşı 1889 Nisan’ında Türk Karagöz’ünü ilk kez Parislilere “Le Chat Noir” tiyatrosunda tanıttılar.(AND,Gölge Oyunu,386). Bu tiyatro değişik yerlerdeki gösterisiyle gölge oyununu tanıtırken, gölge oyunları sergileyen başka tiyatrolarda kuruldu. Bu tür gösteriler yapan tiyatroları İstanbul’a kadar uzandılar. Hatta 1906 yılında İstanbul’da gölge oyunu gösterileri yapan bir tiyatro kuruldu.
Almanya‘da da gölge oyunu’na 17. yüzyılda rastlanıyor. Önceleri tiyatro temsillerinde ve perde aralarında oynatılan gölge oyunları zamanla gelişerek yaygınlaşmaya başladı. Hatta ünlü Alman yazarı Goethe 1781 tarihinde bir gölge oyunu tiyatrosu kurdu. Alman gölge tiyatroları pek çok edebi metinleri gölge tekniği ile oyunlaştırdılar. Sinemanın doğuşundan kısa bir süre sonra sinema ile gölge oyunu birlikte kullanmaya başlandı. Sinema ve tiyatro alanında tanınmış isimlerden olan Lotte Reiniger gölge tekniğinden yararlanarak “Fareli Köyün Kavalcısı ”, “Prens Ahmet” , “Haremde bir Gece” vb. adlı çizgi filmleri yaptı. Prof Dr Metin And; Reiniger’in sergilediği bir gölge oyununu izledikten sonra kendisiyle yaptığı görüşmede oynatma tekniğinin, perdedeki görüntülerin Karagöz’e çok benzediğini belirtmesi üzerine Reiniger’in “Karagöz’den esinlendiğini, Karagöz’ü de Almanya da Karagöz incelemelerinin babası Dr. Georg Jacob’tan öğrendiğini ” söylediğini belirtiyor. (AND. Gölge Oyunu, 392).
Gölge sanatının ve Karagöz’ün değişik yapısı ve zenginliği Avrupalı araştırmacıları da etkilemiştir. Onları bu konuda araştırma yapmaya yöneltmiştir. Dr. Georg Jacop, I. Kunos, N. Martinouitch, Hellmut Ritter, Otto Spies, Adolphe Thalosso Geleneksel Türk tiyatrosu özellikle de Karagöz konusunda araştırmalar yapan ve araştırmalarını, yayınlayarak Karagöz’ü dünya’ya hatta bizlere tanıtan bilim adamı ve araştırmacılardır. Dr. Georg Jacop Karagöz’ün yanı sıra Karagöz’ün etkilediği ülkelerdeki gölge tiyatrolarını inceleyerek yayına dönüştürmüştür. Helmut Rihter Karagöz oyun metinlerini derleyerek 3 cilt halinde yayınlamıştır. İlk cildi 1924, ikincisi 1941, üçüncü cildi 1953 yılında yayınlanan “Karagöz, Türkische Schattenspiele” eserleriyle bütün klasik Karagöz oyun metinlerinin günümüze ulaşmasını sağlamıştır.
Karagöz oyunu Avrupa’daki kukla ve gölge oyunu tiyatrolarını etkilemeyi sürdürmektedir. Uluslararası festivallerde sergilenen Karagöz gösterileri Avrupalı bazı gruplar tarafından izlenip incelenerek uygulanmaya çalışılmaktadır. Dünyaca tanınan kukla tiyatrolarından biri olan ve Belçika’nın Gent şehrinde etkinliklerini sürdüren Tiyatro Taptu grubu sanatçıları Karagöz oynatmayı Karagöz sanatçısı Tuncay Tanboğa (Hayali Torun Çelebi) dan öğrenerek oyunlarında Karagöz’e de yer vermeye başlarlar. 1986 yılında Ankara’da Türk Ocağı salonunda sergiledikleri bir oyun, savaşan iki büyük devlet arasında kalan küçücük bir ülke halkının sıkıntı ve çaresizlik içinde kaldığı bir sırada, o ülkeye gelen bir Karagöz sanatçısının Karagöz oynatarak halkın bunalımlı ortamdan çıkmasını ve çözümler üretmesini konu ediyordu. Yine 1993 yılında Belarusya’nın başkenti Misk’te yapılan kukla festivaline İtalya’dan katılan bir sanatçı “Uyuyan Güzel” adlı oyunu gölge tekniği ile sergiledi. Oyunda dikkatimi çeken şey figürlerin renkli olması, dikey çubuklarla oynatılmasıydı..
Almanya ve Hollanda’da Türk işçilerinin yoğun olması Karagöz’ün o ülkelerde daha çok gösterilmesini sağlamaktadır. Alman ve Türklerin kurdukları sivil toplum örgütleri Türk Karagöz sanatçılarını davet ederek gösteriler yapmalarını, Karagöz tasvir yapımı ve oynatımı konularında bilgi vermelerini sağlamaktadırlar. , Hollanda’da bir Türk ve bir Hollandalı birlikte Karagöz tiyatrosu kurmuşlar, hem Hollanda hem de Avrupa’nın diğer ülkelerinde Karagöz oynatmaktadırlar. Fransa’da da sivil toplum örgütlerinin yanı sıra Dünya Kültür evi Türk Karagöz sanatçılarını davet ederek Fransa’da gösteriler yapmalarını sağlamaktadır.
Festivallerde karşılaştığımız değişik ülkelerden bilim adamı, araştırmacı ve sanatçılar Karagöz oyununa duydukları hayranlığı ve ilgiyi sürekli dile getirmektedirler. Birçokları Karagöz tasvirleri alarak özel arşivlerinde sergilemektedirler. Almanya, Amerika, İngiltere, Fransa Kanada gibi ülkelerdeki pek çok müzede Türk sanatçılarının yaptıkları Karagöz tasvir koleksiyonları sergilenmektedir.
Görüldüğü gibi bizim öz kültürümüzün bir parçası olan Karagöz 17. yüzyıldan itibaren Ortadoğu, Kuzey Afrika, Balkanlar ve Avrupa‘daki pek çok ülkede oynatılmıştır. Karagöz’den esinlenerek bu ülkeler zamanla kendi kukla ve gölge tiyatroların geliştirmişlerdir. Karagöz’ü bilimsel olarak araştırıp incelemişler ve pek çok yayınlar yaparak dünyaya tanıtılmasına katkı sağlamışlardır. Bu alanda bizim yapamadığımızı Avrupalılar yapmıştır.
Bugünde Karagöz konusunda ülkemizde yapılan çalışmalar daha ileri aşamalara götürülmelidir. Karagöz’ün tarihi kökenleri, gelişimi etkileşimi en ince ayrıntılarına kadar incelenmelidir. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Üniversitelerin ilgili bölümleri ve UNIMA Türkiye Milli Merkezinin ortaklaşa yapacağı detaylı bir araştırmayla Karagöz’le ilgili her türlü bilginin yanı sıra, Karagöz’ün Dünya gölge sanatlarına, hatta dram tiyatrolarına olan etkisi ayrıntılarıyla gün ışığına çıkartılmalıdır.
KAYNAKLAR
AND Metin; Dünyada ve Bizde Gölge Oyunu, Ankara 1977, 446 s, Türkiye İş Bankası Yayınları.
AND Metin; Geleneksel Türk Tiyatrosu, İstanbul 1985, Anka Ofset, 576s.
HADZIOSMANOVİÇ, Prof. Dr. Lamija; Bosna’da Karagöz, III. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi Bildirileri, 3. cilt Ankara-1987, Başbakanlık Basımevi, s. 119-123.
ARISOY Süleyman; Karagöz ve Folklor, 1. Uluslararası Türk Folklor Kongresi Bildirileri, III. cilt, Ankara 1977, Ankara Üniversitesi Basımevi, s. 21-82.
CTEPAHOBCKİNİ, PNİCTO; Teatapot Bo Makedonija, Ckopje, 1990, 428s.
GUDAS, ROM; The Bitter-Sweet Art KARACHIOZIS The Grek Shadow Theater, Athens 1986, 263 p.
OĞUZ, M. Öcal; Tunuseli İncelemeleri, Ankara 2002, Feryal Matbaacılık, 181s. Milli Folklar Yayınları.
JUDETZ, E. Popescu; Karagöz’ün Romanya’daki Tesiri, TFA 13(254) Eylül 1970, s. 5725- 5728.
JUDETZ, E. Popescu; Eski Romen Kasabalarında Türk Kahveleri, TFA 12 (237) Nisan 1969, s. 5260-5264.
ŞAPOLYO Enver Behnan; Karagöz’ün Tarihi, İstanbul, Ahmet Sait Matbaası, 133s.
BALTACIOĞLU, İsmail Hakkı; Karagöz Tekniği ve Estetiği, İstanbul 1942, Kültür Matbaası, 104s.
(*) Not: 2005 Yılında Atatürk Kültür Merkezinin yaptığı “Türk Kültürünün Dünya Kültürlerine Etkisi” konulu Uluslararası Kongrede sunulan Bildirinin Metni
|
Karagöz'ün Dünya Gölge Tiyatrolarına Etkisi
Türk Gölge Tiyatrosu - Karagöz
Karagöz Oyunundaki Tipler ve Özellikleri
Puppet and Shadow Art in Turkey
Kukla ve Gölge Sanatının Desteklenmesi
|
| |